STEVEMCQUEEN’İN YARDIM KAMPANYASI İSYANI

 

Büyük bir yazar olmak, beraberinde ünlü arkadaşlara sahip olmayı getirebildiği gibi, bu ünlü arkadaşlarınız arasında ikilemde kalmayı da getirebiliyor. Bu hafta, her ikisi de iyi arkadaşım olan, her ikisinin de cep telefonu numaraları cep telefonumda kayıtlı bulunan, her ikisi ile de MSN’de muhabbetten muhabbete koştuğum, her ikisi ile de buluşmak istediğim Tuna Bekleviç ve Stevemcqueen arasında ilginç bir polemiğe sahne oldu. Bu yazıyı yazarken de her ikisi ile de bir mesaj trafiğimiz oldu. “Mesajlaşa mesajlaşa bunu mu yazdın be adam” gibi bir tepki alma olasılığından korkmadan(sonundan korkan kahraman olamaz) yazıma devam ediyorum.

 

Gerçi bu noktada konuyu Tuna Bekleviç ve Stevemcqueen arasında geçen bir polemik olarak tanımlamak tam olarak doğru değil. Stevemcqueen, Tuna Bekleviç’in bir projesini eleştirdi. Bekleviç de bildiğim kadarıyla bir karşılık vermedi.

 

Stevemcqueen, Tuna Bekleviç’in Ekşi Okul Projesi’ni olağanüstü sert bir üslupla eleştirdi. Ben de bu vesileyle Steve Abi’me ne zamandan beri sözünü vermiş bulunduğum onunla ilgili yazımı yazmaya giriştim. Gerçi Stevemcqueen’le ilgili asıl geniş kapsamlı analizimi bu yazıda yapmayacağım. O ayrı bir yazıyı hak ediyor.

 

Öncelikle şunu belirteyim: Fikirsel olarak Steve Abi’nin büyük ölçüde yanındayım.(Steve Abi diyorum, çünkü kendisinden gerçekten de abi şefkati gördüm. Sol ahlak diye birşey varsa Steve Abi bu şeyin vücutlaşmış halidir. Kendim solcu olmamama rağmen Steve Abi’min bu yönüne saygı duyuyorum.) Benim eskiden beri inandığım düşünceleri dile getirmiş yardım kampanyaları konusunda. Gerçi, Steve Abi, Beyaz Türkler’in vicdanını kaşıyor olduğuna ve bu nedenle tepki çektiğine inanıyor; bu konudaki inancını tam olarak paylaşmıyorum kendisinin.

 

Bununla birlikte üslubunu tam olarak onaylıyor değilim. Siyasi görüşlerini paylaşmamama rağmen sevdiğim bir arkadaşım olan ve yayınlanacak kitabı konusunda da fikir alışverişi yaptığım, hatta fotoğraf seçimi sırasında bile yardımcı olduğum Tuna Bekleviç’e bu şekilde saldırmış olması beni ikilemde bıraktı. Tabii Tuna Bekleviç’in eleştiriye açık bir insan olduğunu bildiğim için bu eleştiriyi sakin ve olgun bir şekilde karşılayacağından eminim.

 

Tabii diğer taraftan şu da bir gerçek ki, Steve’e bu üslup yakışıyor bir bakıma. Bazı yazarlar vardır, saldırganlığı bir üslup olarak son derece estetik bir şekilde kullanırlar. Mesela Steve’e tamamen zıt bir siyasi tercihi olan ve Ekşi Sözlük’ün kesinlikle en iyi yazarlarından biri olan Spinapubica için (Konuyu Spinapubica’ya getirme sebebim, onun da iyi arkadaşım olduğunu belirtmek istememdir. Ama bunu belirtmek istememin tek amacı, Spina kadar zeki ve popüler bir insanın arkadaşı olmakla övünmek değil. Bu kadar zıt kesimlerden arkadaşlarım olması, Türk toplumunda uzlaştırıcı bir rol edinmek istememle de alakalı. Toplumun en zıt kesimlerini merkezde birleştirecek bir platform oluşturmanın özlemini duyuyorum. Ekşi Sözlük’ün de bu idealim için iyi bir laboratuvar olduğuna inanıyorum.) de bu geçerlidir.  Daha önce başkalarının da belirttiği ve hatta Steve’in kendisinin bile bana bitmek bilmeyen MSN sohbetlerimizde bizzat söylediği gibi, Steve’in güçlü olduğu nokta teori değil. Steve’in güçlü olduğu nokta duygu. Öfkesi, hüznü, merhameti. Steve’in güçlü olduğu nokta, tepkisini cesur bir şekilde ortaya koymak. Ve her zaman olmasa da birçok zaman çok doğru noktaları yakalıyor. Normalde toplumsal olgulara duygusal tepkilerle yaklaşan kişileri çok onaylamamama ve soğuk rasyonaliteyi tercih etmeme rağmen, Steve’in duygusallığını çok olumlu buluyorum. Aslında Türk köşe yazarlığında(ki Ekşi Sözlük yazarlarının yaptığı şeyi de bir nevi köşe yazarlığı olarak tanımlayabiliriz) keskin duruşlar, duygusal tepkiler, sert yaklaşımlar beğenilirler. Örneğin Engin Ardıç, Perihan Mağden, Hıncal Uluç gibi isimlerin popülariteleri bununla bağlantılıdır. Bunu olumsuz bir şey olarak söylemiyorum. Eğer köşe yazarlığı Türkiye’de bir sanatsa, bu sanatı en çok beğeni toplayan, en çok tercih edilen, en tipik şekilde icra edenler bu gibi kişilerdir. Ki özellikle Engin Ardıç son derece başarılı bir yazardır bence. İşte Steve Abi’yi de bu saldırgan ve tepkisel köşe yazarlığı ekolünün bir parçası olarak görüyorum.

 

Türk köşe yazarlığı benim gibi dengeli, ortayolcu, soğukkanlı kişileri sevmez. Zaten herhalde bu nedenle hala bir gazetede köşem yok. Ya da belki imaj ve vitrin olarak “havalı, genç köşe yazarı profili”ne o kadar uygun değilim, ismim bile demode. Gerçi Steve Abi’nin de köşesi yok ama zaten onun hayattaki amaçları, çalıştığı sektör falan farklı. Tuna Bekleviç-Stevemcqueen olayına da ortayolcu yaklaştım bir bakıma. (Gerçi fikirsel olarak Steve Abi’nin yanındayım. Ortayolculuğum daha çok işin insani boyutuyla ilgili.) Ama olsun, internet ortamlarında at koşturmanın da insana bir sürü kıyağı oluyor. Pişman değilim.

 

Gönül isterdi ki, Steve ile Tuna Bekleviç’i Cihangir’de bir kafede biraraya getireyim, olayı masaya yatırayım.(Olmaz gerçi böyle bişey biliyorum) “Öpüştüreyim koklaştırayım” anlamında söylemiyorum bunu. Oturalım, tartışalım, canlı yayın yapalım, millet bizi izlesin. Her ikisi de farklı görüşlere açık insanlar sonuçta. “Abi nedir bu kadar arkadaşlık merakı, nedir bu kadar sohbet, nedir bu kadar olay merakı” diyecek olursanız onun da açıklaması var: Asosyal geçen eski yıllarımın acısını çıkartmayı çalışıyorum.